Son yazımda da bahsettiğim gibi Galatasaray, gerekli oyuncularının dönmesiyle tekrar eski kimliğine kavuşmuş görünüyor. Sezon başındaki o çok gollü galibiyetlerini hatırlatır bir oyun oynayıp net bir skor aldılar Kasımpaşa karşısında. Sabri-Caner bek ikilisinin Uğur-Hakan Balta ikilisinden çok daha ofansif olmasının yanına bir de ilerideki 4 ismin (Arda, Keita, Giovani ve Jo) üstün hücum performansı eklenince hücumda en ufak bir sorun yaşamadı Sarı-Kırmızılılar. Giovani'ye ayrı bir parantez açmak gerekirse, bugün geldiği günden bu yana kendisinden beklenen oyunu bir nebze segilediğini söyleyebiliriz. Tabii Kasımpaşa takımının 'Çanakkale geçilmez' tarzı futboldan uzak, daha çok hücum yapmaya yönelik oyun düzeni de bunda oldukça etkili oldu. Giovani, her aldığı topta topu rakip sahaya çok iyi taşırken onu karşılamada çok yetersiz kaldı Kasımpaşa defans-orta saha hattı. İkinci yarının başlarında oyundaki dengeyi kurup Galatasaray sahasında pas trafiğini artırmayı başarmalarında ise en büyük etken kuşkusuz orta sahada Elano'nun yokluğuydu. Ayhan tecrübesine defansif becerilerini ekleyemeyince Topal rakip atakları ön alanda karşılamada maçın belli kısımlarında yetersiz kaldı. İki ay sonra sahalara dönen Sabri'den bahsedecek olursak, sağ kanada bir hareket getirdiği kesin ancak maç eksiğinden yahut eski zaaflarından kaynaklanan bir kademe hatasıyla takımına golü yedirmiş oldu bir bakıma. Kasımpaşa da ise bireysel olarak değinilecek tek oyuncu Yekta'ydı kasık yırtığı olan Moritz'in yokluğunda. Son haftalarda takımına attığı gollerle ve şık hareketleriyle katkı sağlıyor, gerçekten yetenekli bir oyuncu. 1985 doğumlu olmasına karşın ligimizde gelecek vadeden oyunculardan. Sonuç olarak Galatasaray bu ligde bu kadrosuyla (Baros ve Kewell'ın da kısa zamanda döneceği düşünülürse) şampiyonluğun en büyük adayı. Forvetsizlikten veda ettiği Avrupa'yı ise gelecek sezonki hedefleri arasına almak zorundalar. Kritik Meira ve Nonda kararlarına bir üçüncüsü eklenmezse bunu başaracak bir takım görünümünde Galatasaray.
28 Şubat 2010 Pazar
21 Şubat 2010 Pazar
Bir Rijkaard Klasiği...
Sezon başında bir takım yaratmıştı bu adam. Önüne gelene 3 atan, savunmayı kafasına takmayan, yediğinden fazlasını atmaya yönelik hücumcu bir takımdı bu. Çünkü kadronda Keita, Kewell, Arda, Baros ve Elano varsa bunun aksini yapmak düşünülemez zaten. Zamanla işler yolunda gitmeyip takım sürekli sakat vermeye başlayınca (Baros ve Kewell'ın uzun, yeni transfer Jo'nun kısa süreli sakatlıkları) bir takımın çehresi ancak bu kadar mantıklı değiştirilebilirdi. Şu an izlediğimiz Galatasaray sezon başındakinin tam tersi bir hüviyette ve son iki maçında duran top dışında gol yememiş bir savunma takımı... Türkiye Kupası hariç hiç bir hedefinden kopmamış bir takım var ortada. Beşiktaş maçında alınan beraberlikle de rakibini kendinden uzak tutmuş oldu Sarı-Kırmızılılar. Galatasaray'ın savunmayı bu kadar iyi yapıyor olmasının başlıca nedenlerinden biri devre arasında takıma monte edilen Lucas Neill. İnanılmaz soğukkanlı ve Türkiye'deki tüm stoperlerden iyi sokuyor topu oyuna. Bir diğeri Rijkaard'ın, defansif özelliklerini kullanmak için ön liberoya çektiği Elano... Türkiye'ye uyum sağladığını her maçta göstermeye başlayan Elano'nun mücadelesi de görülmeye değer. Savaşçı bir Brezilyalı... Çok bulunmaz böyle adam. Beşiktaş'ın bugünkü mücadelesi de takdire şayan. Belki çok kaliteli bir futbol maçı izlemedik ama çok iyi mücadele etti her iki takımda. Gol atamamasına rağmen etkili olan Nobre ve duran topları çok iyi kullanan (golde burdan geldi) Tello'yla tehlikeler yarattılar. Hakkı kesinlikle beraberlikti bu maçın ve ligde daha çok maç var. Yani bundan sonra da herşey olabilir. Ama şu bir gerçek ki, Galatasaray önündeki Atletico maçında bir aksilik yaşamaz ve aynı futbolla turu geçmeyi başarırsa önü çok açık. Baros ve Kewell'ın da arka arkaya takıma katılmasıyla bu takımı eski hücumcu kişiliğine döndürebilecek bir teknik direktörü var bu takımın...
Etiketler:
Frank Rijkaard
20 Şubat 2010 Cumartesi
Kısa Kısa...
*Manchester United'ın futbol mabedi Old Trafford 100 yaşına girdi. Günümüzün muhteşem stadı, 19 Şubat 1910'da M.United'ın Liverpool'la yaptığı maçla açılmış ve maçı Liverpool 4-3 kazanmıştı.
*FIFA, 1930'da Uruguay'da düzenlenen ilk Dünya Kupası finalinin yaşayan tek oyuncusu Arjantinli Francisco Varallo'yu 100.doğumgününde FIFA Liyakat Nişanı'yla onurlandırdı. 1931-1940 yılları arası Boca Juniors forması giyen efsane futbolcu, 210 maçta 181 gol kaydetmişti.
*Arsenal kaptanı Fabregas, yaptığı açıklamada takımdaki oyuncuların çok fazla büyük hatalar yaptığını , diğer büyük takımların bunları yapmadığı için daha iyi durumda olduklarını söyledi
*NBA'de LeBron James, 1961-62'den beri görülmemiş bir performans ortaya koydu. Cleveland'ın Denver'ı konuk ettiği maçta 40 sayı, 15 asist ve 13 ribaundla oynayan LeBron'un bu performansına rağmen maçı Denver 118-116 kazandı ve Cleveland'ın 13 maçlık serisine son verdi.
*Vencouver'de devam eden 2010 Kış Olimpiyatları'nda ABD 17 madalyayla zirvede (6 Altın, 4 Gümüş, 7 Bronz)...Almanya 11 madalyayla (4 altın, 4 gümüş, 3 bronz) ikinci sırada yer alırken Norveç ve Kanada'da bu iki ülkeyi takip ediyor.
18 Şubat 2010 Perşembe
Marouane Fellaini
Bu sezon Premier Lig'de en çok dikkat çeken isimlerden biri. Aslında sempati duymak için çok fazla sebebimiz var; bonus saçlarıyla lige renk katması, defans-forvet bağlantısını bu kadar iyi yapan sayılı genç oyuncudan biri olması (aklımıza hemen diğer isim olarak Abou Diaby geliyor, eğer 3. bir isim söylersek bu iki oyuncuya haksızlık yapmış oluruz) ve doğum gününün benle aynı olması bunlardan sadece birkaçı... 6 Şubat'taki Liverpool derbisinde Sotirios Kyrgiakos'un sert müdahelesiyle sakatlanmıştı. Everton teknik direktörü David Moyes, kulübün resmi internet sayfasına yaptığı açıklamada, "Maalesef iyi değil. Bilek bağlarından ameliyat olacak. Robin van Persie'nin sakatlığına benziyor ve yaklaşık 6 ay sahalardan uzak kalacak. Parlak bir sezon geçiriyordu ve gelişme göstermemizdeki en büyük nedenlerden biriydi. Hepimizin çok özleyeceği bir isim" dedi. Gerçekten çok yazık... 6 ay onu seyretmekten mahrum kalacak olmamız bir yana umarım bu sakatlık onu bu günlerdeki formuna tekrar ulaşmaktan alıkoymaz.
2008 yazında 15 Milyon Pound bedelle Standard Liege'den Everton renklerine bağlanan 22 yaşındaki futbolcu, bu rakamla Everton kulübünün ve Belçika futbolunun tarihteki en pahalı transferi olmuştu.
Belçika'lı Milli futbolcu, bu sezon 4'ü yedekten olmak üzere 34 resmi maçta görev alarak İngiliz ekipte en çok forma giyen futbolcu olurken, 3 kez de fileleri havalandırmıştı.
2007-2008 sezonunda Belçika Jupiler Lig'de 25 yıl aradan sonra şampiyonluğa ulaşan Standard Liege'in kilit oyuncularından olan Fellaini, Belçika temsilcisinde toplam 84 maça çıkmış ve 11 gol kaydetmişti.
2008 Pekin Olimpiyatları'nda yarı finale kadar yükselen Belçika Milli takımının as oyuncusu olan genç futbolcu, 2007 Avrupa U-21 Şampiyonası'nda yarı finale kadar yükselen Belçika Milli takımının da kilit oyuncusuydu.
Etiketler:
David Moyes,
Everton,
Marouane Fellaini
Guus Hiddink

Etiketler:
Guus Hiddink
2010'a Giderken-4

To be contuniued..
Etiketler:
2010 Dünya Kupası
BİZ AŞIĞIZ BU TAKIMA...

Etiketler:
Arsenal,
The Gunners
2010'a Giderken-3

Hepinize mutlu yıllar... Futbol hayatınızdan hiç eksik olmasın...
To be continued...
Etiketler:
2010 Dünya Kupası,
Kumi
Kartal Gol Gol Gol..

Şampiyonlar Ligi’nde gecenin diğer sonuçları ise şöyle;
Bayern Munich 0-2 Bordeaux
Apoel Nicosia 0-1 Porto
Atletico Madrid 2-2 Chelsea
Maccabi Haifa 0-1 Juventus
Manchester Utd. 3-3 CSKA Moscow
Marseille 6-1 Zurich
Etiketler:
Beşiktaş,
Şampiyonlar Ligi
2010'a Giderken-2

To be continued….
Etiketler:
2010 Dünya Kupası
‘Anadolu Devrimi’ Derken…

Gelelim Fenerbahçe maçına… Hataların sonucu belirlediği bir maç oldu. Tartışmalı olduğu söylenen ikinci yarıdaki penaltı için söylemem gereken birkaç şey var. Bir pozisyonun penaltı olması için faul yapılan oyuncunun yere düşmesi gerekmez. Akıllı bir oyuncu olan Cangele, çok tecrübeli olmasına karşın amatörce bir hata yaparak sol ayaklı bir oyuncunun sağına gelen bir pozisyonda bir nevi golü engellemek için rakibi arkasından net bir şekilde çeken Roberto Carlos'un bu hareketini iyi kullanarak penaltıyı takımına kazandırdı ve gole çevirdi. Bu hatanın ilk yarıda topu elinden kaçıran Souleymanou’nun hatasından pek de bir farkı yok. Türkiye ligini artık iyi bilen bir oyuncu olan Cangele, çok güzel bir performans sergilediği bu maçın devamını getirebilirse ligimiz için renk olur tabi ancak geçen sene Fenerbahçe’ye 3 gol atan Aghahowa’yı başka bir maçta görememiştik ne yazık ki. Fenerbahçe’nin ligi böyle götüremeyeceği ise aşikar. Ekstra motivasyonla oynanan Galatasaray maçını kenara bırakırsak gol attıktan sonra oyunu kontrol altına almada sıkıntıları var. Daum‘un ilerde top tutacak adamları -Semih ve Özer gibi- takıma yerleştirmesi gerekiyor yoksa bu puan kayıpları devam edecektir. Santos da ilk geldiği zamanki göürüntüsünden çok uzakta. Kayserispor’un ise bu sene geçen seneki kadar gol atma sıkıntısı yaşamadığını da söyleyelim. Geçen sene aynı haftada 11 gol atmışlardı. Bu sezon 15 golü 3 büyüklerin hepsiyle oynamış olmalarına rağmen atmayı başardılar. Bir parantez de Tolunay hoca’ya açmak gerekiyor. Geçen sene takıma monte ettiği Furkan Özçal 1990 doğumlu ve bu sene de takımın önemli oyuncularından biri…Yine maçta silik bir görüntü çizen Makukula’nın yerine oyuna dahil ettiği Semih Aydilek ise 1989’lu.. Agresif ve sinirli olmasıyla eleştirilen Tolunay Kafkas’ın gençlere ne kadar önem verdiğini ve onları Türk futboluna kazandırmasını göz ardı etmemek lazım. Kısacası Sivasspor (ki şu an küme düşmemeye oynuyor) gibi henüz ilk ikiye veya ilk üçe oynayamadı belki ama her sene ilk 5’e oynayan istikrarlı Kayserispor ‘Anadolu Devrimi’ tabirine daha çok uyuyor gibi. Yeni yazılarda görüşmek üzere..
Etiketler:
Süper Lig
2010'a Giderken-1

To be continued…
Etiketler:
2010 Dünya Kupası
90+3 ün ardından...

Etiketler:
Barcelona
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)